29 Ekim 2012 Pazartesi

Anlamsızlığın içinde kayboluyoruz, kaybettik.

Zaman zaman gelip gogsune binen bir kotu his, sikinti, bosluk nasil adlandirirsin bilemem.. Ama gelip asil agirligiyla coker ustune.
Bu seni farkli biri yapip, diger insanlardan ayirmaz.
Konusucak, anlaticak cok seyin olabilir, icinde sakliyor olabilirsin bu da seni farkli biri yapmaz.
Sen de herkes gibisin. Son nefesini veriyorken bunlari disari vuramadigin gercegiyle olecegini tekrar hatirlatirim.
5 yasindayken birini yarattim. Konustum, guldum.. Kendime guldum. Beni gerceklerle tanistiran biriydi.. Dogrulari ogrendim hepsini kabullendim fakat yanlislarimla yasami sectim.
Elbette gercek biri oldugunu soyleyemem. Kesinlikle benim hayali arkadasimdi. Boyle adlandirilir degil mi?
Ben hayallerde yasayan bir adamim. Buna ragmen dunyadaki en gercek adam oldugumu iddia edebilirim. 
Bir sure sonra hizla akan sokaklar, kosturan insanlar.. Yavasliyor. 
Insanlarin iyi taraflarini, iclerindeki isigi tukettigimi sanirdim. Yanilmisim. Insanlarin karanlik taraflarini tuketiyorum. Onlari sadece saf bir isikla yollarina devam etmelerini sagliyorum. Hayatima giren her insan bir muddet harika bir donem gecirir. Sorunlardan arinmis, kusursuz bir donem.
Bu iclerindeki isigi tuketmekten daha da tiksinc bir olay veya senin dilinle ‘kotu’. Benimle ortak noktalari iclerindeki karanlikti. Bir sure sonra hissetmeyecekler.. Tuketiyorum. Ve gidecekler.. Gitmek veya hayatindan cikmak.. Bu kavramlar karisik gelir. Ayriligi sunan bir adam, coktan gitmis bir kadina ayriligi sunuyor olabilir.. Kadin gucsuz dusecektir, oyle hissedecektir.. 
Ben bir uyusturucuyum. Belki egoist belki megoloman dersin ama bu boyle. Inan benden arinip yola devam edersen daha mutlu olucaksin. ‘Inan’ belki beni taniyorsan bu sozcuk sana cok tanidik geliyor olabilir. Ne zaman ‘inan’ ‘guven’ bana dedigimde yanildim ?
İnsanlarla sadece biraz karanlikla bag kurabiliyorum. Bag kurmak istemiyor olabilecegimden mi bu karanligi tuketiyorum. Yoksa cok mu ‘iyi’ biri oldugum icin mi.. Cevabi kabullenemiyorum. Bir cok cevabi kabullenemedigim gibi bunu da kabullenemiyorum.
Sectiginiz yol boyunca sizinle beraber gelemem.. İhtiyac duymayacaksin ama isteyeceksin. Sevgi bir ihtiyactir, istek degil. Sevgi olmadikca yan yana yurumenin ne anlami var. Ve sen hayranlikla, sevgiyi ayiramiyorsan ne anlami var. Soylesene bana - Beni neden seviyorsun ? Neden ozluyorsun ?
Insanlar bir sekilde dusundugu, anlatamadigi seyleri disari vurabiliyor. Bilgiyi sunabiliyor. 
Sen üret dostum. Ürettigin surece var olacaksin. Eger sansli ve ise yarar bir bilgiye sahipsen sonsuzluga uzanicaksin. 
‘Ve bana olumsuzlerin sonsuz acilari kaldi’...

28 Ekim 2012 Pazar

Öncelikle Belirteyim Hiç bir sey Kazandirmayacak..


Hepsi benim seçimimdi. Hepsini düşündüm. Hepsini hesapladım.
Benimle konuşan insanlar, benimle neden konuştuklarını bilmiyorlar.
Beni seven insanlar, beni neden sevdiklerini bilmiyorlar.
Ben mi.. Hepsini biliyorum. İlgimi yitiriyorum ancak sevgimi sızlatan düşüncelerinizi fütursuzca kabullendim.
-
O tahammül edilmez bakışlarınız beni ürpertir. Düşünce orada başlar. Çatlak dudaklardan, serin kelimeler yalanları ele verir. Bir tek kişi anlıyodu beni, çok benzediğimizi söylerdi onu aradım..
Tarumar olmuş hayatında kendimi aradım. Beyhude bir amaçtan ziyade bunların hepsi, sadece bir oyun. Maziler acının oyun bahçesi. Ve benim.
Rayihalı gülüşlerim var sanırsınız.. Sağanak bir acı benim için.~Ben mi.. Her dakika her saniye ölüm beni daha sıkı sarar oldu. Uykusuz, yitik.. Hakettiğim de buydu sanırsam. Çok insan üzdüm. İhtiyaçlarından çok istediklerini verdim. Hayat bensiz daha insaflı onlar için. Kimseye ihtiyacım olmadı. Hayallerim hep yalnızdı. Şikayetçi miyim ? Evet.. Söylemiştim ona kalp ritim bozukluğum var neyse, şimdi ise ilacın damarlarımdaki akışını hissediyorum. Evet ihtiyacım olan bu.. 

Yazmayı 'O' öğretti bana..

Soğuk bir ekim gecesi 02 suları, dönüşü.

eve giriyorum kaldığım odanın kapısına yöneliyorum ellerim titriyor; soğuktan değil ama. sonunda içeri giriyorum.

ceketimi asıyorum askıya. gülümsememi de çıkarıyorum yüzümden. içerde ona ihtiyacım yok. neyse ki bugün de kimse sahte olduğunu anlamadı…

elim masadaki küllüğe çarpıyor. küllük yere düşüyor. parçalara ayrılıyor. izmaritler, küller, camparçaları küçük odaya saçılıyor. yere bakıyorum. işte tam da o anda noir desir‘in bu parçası-Bouquet de nerfs- çalmaya başlıyor kafamda.

sandalyeye güçlükle oturabiliyorum. omuzlarımı düşürüyorum. odadaki duvara doğru bakıyorum. yüzüm o kadar ifadesiz ki…beni bırakıp giden, ölen, bir şekilde kendini yitiren, beni içi izmarit dolu bir küllük gibi parçalara ayıran herkese, her şeye sövmeye başlıyorum içimden. hareket edemiyorum, çığlık çığlığa susuyorum…

uyumalıyım. buzdan yastığa koyuyorum başımı. yine buzdan örülmüş battaniyemi çekiyorum üstüme. odayı temizlemiyorum. bu gece kırılanlar, yarın yine kanatacaklar beni, biliyorum.

en kötüsü de yarın hiçbir şey olmamış gibi devam etmek. ”bu gece bitmeliydi her şey” diyorum. tıpkı bundan önceki geceler dediğim ve sonraki geceler de diyeceğim.. 

Uyuyorum dedim de uyuyamadım ben..

-Şunu söylemeliyim sanırım, eğer biri gerçekten gülüyorsa size karşı veya birinin sizi sevdiğini nasıl anlarsınız               
 diye saçmalıyıp cümleyi uzatmak yerine direk söylüyorum. 
 Gerçekten gülüyorsa eğer gözlerinin kenarında ufak, şirin kırışıklar olur.
 Bu yüzdendir fotoğrafların yalancı olması..