Sen, insanlar konuşurken ağız hareketlerini tekrar ediyorsun. Küçük, en küçük hareketleri yakalamaya çalışıyorsun. Anlamak için. Bilmek için. Senin bu tekrarın yüzünden herkes, anlamadıkları bir yakınlıkla, kendini sana benzetiyor. Sen hiç bir şeye benzemiyorsun. Öyle ki, bazen geceleri kendine bile benzemediğini fark ediyorsun. Sen, evvelden beri sıvıydın. Halini, biçimini, tınısını, havasını alıyordun olduğun yerin, insanın, zamanın.
Sen, hiç kimsesin.
Sen, hiç bir şeysin.
Aklı ve kalbi olan mucizevi bir gaz.
Oralarda, insanların ’ ortalarında ’ , ’ yanlarında ’ , ’ arkalarında ’ , ’ karşılarında ’ olmak, ne kolay bir oluştu senin için. Ne kolayca sızabilirdin beyinlerine sözcüklerinle, mesele sızmaksa. Güzeldin, bakınca şaşılacak kadar güzel, konuşulunca ondan da güzel. ’ Böyle bir güzellik sahibini zorlar. ’ Oysa, sözcüklerle uğraşanların mutlaka bir zavallılıkları vardır. Tatlı hayatın dışına çıkmak için bir nedenleri, onun dışına atılmalarına neden olan bir beceriksizlik. Oysa sen güzeldin, şaşılacak kadar. Bu yüzden dünya sana hazineler önermişti. Yine de sen biliyorsun ki, aslında dümdüz, bembeyaz, taptaze yüzünün ardında açıklanamaz, düzlenip dahil olamaz engebeler.
Üzerinde işlenen cinayetleri düşün.
Sen, yeterince onların istediği gibi yaptın. Kah eller üstünde tutuldun, kah eller üstünde tutulanlara uzaktan baktın. Bir kaç hayat yaşadın. Her şeyin çoğu ve her şeyin azıyla sınandın. Kusursuzu gördün. Yapabileceğini, insanları ne kolay peşinden sürükleyebileceğini gördün. Ama iğrendin bundan, ’ Sürüklenmek’ten iğrendiğin kadar ’ sürüklemek’ten de iğrendiğini gördün. Sürüklemek için, sürüklenebilecek kadar alçak olmak gerektiğini gördün. Birinin diğerinden farkı yok senin için. Dünyanın önerdiği hazinelerinin bu iki eylemle mecburi ve doğrudan ilişkisini. Bildin. Bu yüzden şimdi, ağzından çıktığı anda boğucu bir kumula dönüşen o sözleri sarf etmenin sırası geldi.
27 Kasım 2012 Salı
3 Kasım 2012 Cumartesi
Acı çekmek neredeyse yaşadıgının bir kanıtıdır..
Bir şeyler parçalanıyor sanki içimde. Sürekli. Çatlıyor, çatlaklar ilerliyor ve dağılıyorlar. Ağrılar, sanrılar.. Hepsi armonimin ufak parçaları. Yankılar, fısıltılar, karanlıkta canlanan zihnin ufak flörtleri. Birileri cinayet işliyor karanlığımda, birileri sevişiyor. Ya iyi ya da kötü. Kayıtsız kalamıyorsun ya seviyor ya nefret ediyorsun. Fark yoktur aslında değil mi ? Nefretine katlanabileceğin kadar seversin hep. Belki de bu yüzdendir sevmek, nefret için, acı için, daha fazla kıvranıp hissizliğini gidermek için. Anlayamam. En asil tutkuyu bunun için harcayamam. Harcamam. Sevmeyi seviyorum, özgürce seviyorum. Engel olamaz, karşıma geçemez kimsecikler. Kimse geçemedi. Vaktin, karanlığın, sürekli duyulan yosun kokusunun.. Birileri geçseydi eğer, kazansaydı. Kaybetseydim, güçsüz düşseydim. Bilmiyorum. Sen yapabilir misin ? Bir şeyler alev alıyor, sevecen, tatlı tatlı okşuyor alevler..ruhu. Birileri geçseydi eğer karşıma, geçebilseydi. Yazmalıyım, yoksa zehirlenecek, çürüyeceğim. Lakin bir ihanet var kelimelerde, dizilmiyor, dağınık kalıyorlar. Yetersiz. Neyse. Acelesi yok, yavaş yavaş yaklaşıyor. Sürünmeni, kendini zehirlemeni bekliyor, acımasızca. Halin kalmayıncaya dek bekliyor, karşı koymanı istemiyor, kendisi almalı, sen değil o belirmeli anı. Birileri korkar, birileri kucaklar ama herkes tanışacaktır. Bir ağaç gibi hem toprağa hem gökyüzüne bağlan sıkı sıkı..
Oysa, sözcüklerle uğraşanların mutlaka bir zavallılıkları vardır..
Bilen biri. Daha önce oralarda olan biri. Ona verilecek kolay bir yanıtın olmadığını açıklayacak biri. Kolay bir çıkışın olmadığını. Kaçışın olmadığını. Kendinden kaçamayacağını. Sana gelen kartlarla ne yapman gerektiğini öğrenmek zorunda olduğunu. Dünyanın sana hiçbir şey borçlu olmadığı gerçeğini kabul etmek zorunda olduğunu. Hiçbir sebep yok, hiç bir mazeret yok. Özür yok. Deliliğin bazı türlerinin ailede, sadece genlerden, hastalıkla dolu zehirli hayat çizgilerinden geldiğini öğrenmek zorunda olduğunu. Kutsal şeylerin yokluğu. Bağımlılık. Gerçekle başa çıkamama, bitmek bilmeyen kötü muameleyle dolu, nostaljik bir varoşta dünyaya gelmek artık ne demek oluyorsa o. Tek çıkışın. Tek çıkışın senin içinde, derinlerde bir yerde olduğu, öyle ki derinde delikler açarsın, eğer acıya yoğunlaşabilirsen, onun doğduğun günden öldüğün güne kadar nefesini kesen, seni boğan diğer her şeyi unutturacağını düşünürsün. Her gün. Her gün. Her gün. Nasıl bir şey olduğunu çok iyi biliyorsun.
*
Gözlerindeki sülfürik etkisi yapan kıvılcım, neşesi, coşkusu ansızın derin bir depresyonla, karanlık ruh halleriyle, öfke nöbetleriyle öyle kararıyordu ki sanki tüm şehri karanlığa gömüyordu. Bu karanlığın içinden çıkabilmenin hiçbir yolu yoktu. Baharda bastıran sel gibi, bir an önce durması için dua etmekten başka çaren kalmıyor..
*
Gözlerindeki sülfürik etkisi yapan kıvılcım, neşesi, coşkusu ansızın derin bir depresyonla, karanlık ruh halleriyle, öfke nöbetleriyle öyle kararıyordu ki sanki tüm şehri karanlığa gömüyordu. Bu karanlığın içinden çıkabilmenin hiçbir yolu yoktu. Baharda bastıran sel gibi, bir an önce durması için dua etmekten başka çaren kalmıyor..
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)