Bilen biri. Daha önce oralarda olan biri. Ona verilecek kolay bir yanıtın olmadığını açıklayacak biri. Kolay bir çıkışın olmadığını. Kaçışın olmadığını. Kendinden kaçamayacağını. Sana gelen kartlarla ne yapman gerektiğini öğrenmek zorunda olduğunu. Dünyanın sana hiçbir şey borçlu olmadığı gerçeğini kabul etmek zorunda olduğunu. Hiçbir sebep yok, hiç bir mazeret yok. Özür yok. Deliliğin bazı türlerinin ailede, sadece genlerden, hastalıkla dolu zehirli hayat çizgilerinden geldiğini öğrenmek zorunda olduğunu. Kutsal şeylerin yokluğu. Bağımlılık. Gerçekle başa çıkamama, bitmek bilmeyen kötü muameleyle dolu, nostaljik bir varoşta dünyaya gelmek artık ne demek oluyorsa o. Tek çıkışın. Tek çıkışın senin içinde, derinlerde bir yerde olduğu, öyle ki derinde delikler açarsın, eğer acıya yoğunlaşabilirsen, onun doğduğun günden öldüğün güne kadar nefesini kesen, seni boğan diğer her şeyi unutturacağını düşünürsün. Her gün. Her gün. Her gün. Nasıl bir şey olduğunu çok iyi biliyorsun.
*
Gözlerindeki sülfürik etkisi yapan kıvılcım, neşesi, coşkusu ansızın derin bir depresyonla, karanlık ruh halleriyle, öfke nöbetleriyle öyle kararıyordu ki sanki tüm şehri karanlığa gömüyordu. Bu karanlığın içinden çıkabilmenin hiçbir yolu yoktu. Baharda bastıran sel gibi, bir an önce durması için dua etmekten başka çaren kalmıyor..
*
Gözlerindeki sülfürik etkisi yapan kıvılcım, neşesi, coşkusu ansızın derin bir depresyonla, karanlık ruh halleriyle, öfke nöbetleriyle öyle kararıyordu ki sanki tüm şehri karanlığa gömüyordu. Bu karanlığın içinden çıkabilmenin hiçbir yolu yoktu. Baharda bastıran sel gibi, bir an önce durması için dua etmekten başka çaren kalmıyor..
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder