Sen, insanlar konuşurken ağız hareketlerini tekrar ediyorsun. Küçük, en küçük hareketleri yakalamaya çalışıyorsun. Anlamak için. Bilmek için. Senin bu tekrarın yüzünden herkes, anlamadıkları bir yakınlıkla, kendini sana benzetiyor. Sen hiç bir şeye benzemiyorsun. Öyle ki, bazen geceleri kendine bile benzemediğini fark ediyorsun. Sen, evvelden beri sıvıydın. Halini, biçimini, tınısını, havasını alıyordun olduğun yerin, insanın, zamanın.
Sen, hiç kimsesin.
Sen, hiç bir şeysin.
Aklı ve kalbi olan mucizevi bir gaz.
Oralarda, insanların ’ ortalarında ’ , ’ yanlarında ’ , ’ arkalarında ’ , ’ karşılarında ’ olmak, ne kolay bir oluştu senin için. Ne kolayca sızabilirdin beyinlerine sözcüklerinle, mesele sızmaksa. Güzeldin, bakınca şaşılacak kadar güzel, konuşulunca ondan da güzel. ’ Böyle bir güzellik sahibini zorlar. ’ Oysa, sözcüklerle uğraşanların mutlaka bir zavallılıkları vardır. Tatlı hayatın dışına çıkmak için bir nedenleri, onun dışına atılmalarına neden olan bir beceriksizlik. Oysa sen güzeldin, şaşılacak kadar. Bu yüzden dünya sana hazineler önermişti. Yine de sen biliyorsun ki, aslında dümdüz, bembeyaz, taptaze yüzünün ardında açıklanamaz, düzlenip dahil olamaz engebeler.
Üzerinde işlenen cinayetleri düşün.
Sen, yeterince onların istediği gibi yaptın. Kah eller üstünde tutuldun, kah eller üstünde tutulanlara uzaktan baktın. Bir kaç hayat yaşadın. Her şeyin çoğu ve her şeyin azıyla sınandın. Kusursuzu gördün. Yapabileceğini, insanları ne kolay peşinden sürükleyebileceğini gördün. Ama iğrendin bundan, ’ Sürüklenmek’ten iğrendiğin kadar ’ sürüklemek’ten de iğrendiğini gördün. Sürüklemek için, sürüklenebilecek kadar alçak olmak gerektiğini gördün. Birinin diğerinden farkı yok senin için. Dünyanın önerdiği hazinelerinin bu iki eylemle mecburi ve doğrudan ilişkisini. Bildin. Bu yüzden şimdi, ağzından çıktığı anda boğucu bir kumula dönüşen o sözleri sarf etmenin sırası geldi.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder